Wednesday, February 15, 2012
"Hüznümün ve yaşama yeteneğinden yoksunluğumun nedenleri üzerinde bir türlü arkası gelmeyen düşünüp durmalarım sonuç vermiyor, beni yoruyordu. İşimin bittiği, gücümün tükendiği gibi bir duygu benden uzaktı, yüreğimde karanlık dürtüler kaynaşıyordu daha çok, zamanı gelince şöyle derin ve eli yüzü düzgün bir şeyler yaratacağıma, kuru ve yavan yaşamın elinden hiç değilse bir lokma mutluluk koparıp alacağıma inanıyordum. İyi ama, zamanı gelecek miydi? İçimde bir burukluk, kendilerini binlerce yapay uyarılarla sanatsal çalışmalara heveslendiren asabi mizaçlı çağdaş beylere gidiyordu aklım; oysa bendeki azımsanmayacak güçler harcanmadan varlığımda saklı yatıyordu. Derken benim kabına sığamayan vücudumda nasıl bir engelin ya da şeytanın yuvalanıp ruhumu eli ayağı bağlı duruma soktuğunu ve giderek daha da hantallaştırdığını düşünmeye başlıyordum. Üstelik başkalarına benzemeyen, nasılsa kendinde doğuştan bir eksikliği barındırıp çektiği çileleri kimsenin bilmediği, anlamadığı ya da paylaşmadığı biri olduğum düşüncesi kafama yerleşmişti. Hüzün denen şeyin lanet olası bir yanı varsa, o da adamı hastalandırmakla kalmayıp aynı zamanda kendini beğenmiş, burnunun ucunu göremeyen, hatta neredeyse kibirli biri yapmasıdır. İnsan kendini öyle görür ki, tıpkı Heine'nin Atlas'ı gibi sanki dünyanın tüm acı ve bilmeceleri sırtına yüklenmiştir, sanki aynı acılara göğüs geren ve aynı labirent içinde yitip giderek çıkar yol bulamayan binlerce başka kişi yoktur..."
1904, P.C.
Friday, October 14, 2011
Ein Besuch
Kafam bozukken düşündüğüm şeyi yaparım, güzelken düşündüğüm şeyi hayal ederim, diye bir düsturum yok ama, yine de, pratik enseyi arada tokatlayınca, dilime olmasa da aklıma takılıyor apansız. Çiko'yu ziyaretim de, işte, bozukluk ile güzellik arasında bir yerde vuku buldu, sanırım. Bir süre yarenlik ettiğimiz evimizin sokağına diğer baştan girip birkaç basamaklık merdivenleri usul usul, dikkatle ve arayan gözlerle çıktım; zira Çiko'nun ne kadar hassas biri olduğunu aklımdan çıkarmamıştım henüz. Sokağın köşesindeki binanın giriş katının penceresinin önünde uyuyordu kendisi, soğuk havalara özgü pozisyonunda, toplanarak. Seslendiğimde önce mahmur gözlerle süzüp sonra da toparlanarak kaçışı, hatrımdaki görüntüsünün "bir anlık" olanla yer değiştirmesine sebep oldu. Eski evin önüne gelene kadar yavaş yavaş adımladım sokağı, ve durdum; belki gelir diye, kafamızın güzel olduğu günlerdeki gibi. Gelmedi. Bozuldum
Monday, October 03, 2011
self-destruction, uncertainty ve vişne ağacı
"Etrafındaki insanların kim olduğunu, kimin hangi akrabasına tekabül ettiğini idrak edemeyecek bir dönemde vuku bulan mevzunun başrolü olan kişinin, kendisine yüklenmiş olan tek-erkek sıfatıyla birlikte gelen yoğun ilgiye rağmen yalnızlığına dair herhangi bir şüphe yoktu kuşkusuz.
Şüphe, yıllar sonra gelecekti elbet, babasına hesap sormaya kalktığında; babasının babasına topladığı vişneleri tasa koyduğu sırada göz göze geldiği kişiydi belki de, kendisinde keşfettiği iğrenç duygunun müsebbibi."
Belki de düşünmeyerek nesiller boyunca, uzunca, kendisinde arayacaktı bu duygunun sebebini; isteyerek, ama hep bir eksiklikle...
Almus, 1987
Saturday, September 17, 2011
zamansal kaygı
Acaba ne zaman jübile yaparım, diye düşünürken, sabah kalktığımda bunu önceki gün yapmış olmaya karar verdim.
Saturday, September 10, 2011
nur so
"Wenn man den Weg nicht weiß, braucht man zuerst einen Wegweiser" sagte ein kleiner philosophischer Bär, der mit seinem besten Freund in Panama zusammen lebt.
Sunday, May 29, 2011
Friday, January 28, 2011
Philosophie des Geldes
...
para para para!
ak akçe kara gün denklemipara ile iman kimde ulan!
ciğerin beş para etmez senin!
yattığın yerden para kazan dur
dinin imanın para ulan!
para her kapıyı açar
parayı veren düdüğü çalar
parasız pulsuz kaldım
paraya para demiyor puşt
para karıya gösterilir oolum
paramla rezil mi olacağım lan
para parayı çeker
parayı görünce tüm kapılar açılır adamım
para var huzur var
seni parayla döverim bak
paradan haber ver lan
bok gibi para var adamda
beş parasız takılıyor şimdi
para veren altın bulsun
parayla saadet olmaz hacı
seni paragöz seni
paranın yüzü sıcaktır
akıl parayla satılmaz
para para para, ille de para, varlığı bir dert yokluğu yara
para nerde paraaa
vakit nakittir
...